Pazar, Şubat 25, 2007

TECRÜBELER!!!


Siz hayatınızda, "Hiç kimseyi örnek almam" diyenlerden misiniz?
Hani,"Ben kendim gibi olmak isterim,kimseyi kendime örnek almam." diyenden...
"Evet ben de öyle diyenlerdenimm," dersem yalan olur.Çünkü yaşamda ki adımlarım, gözlem yapıp her hadiseden kendime bir paye çıkarmakla şekilleniyor,yolunu buluyor.

Buna, örnek almak mı denir? , taklit etmek mi denir? artık ne denirse; çevremde ki kişilerin herhangi bir konuda ki yaşadıkları, sevinçli ya da üzüntülü olayları kendime her zaman tecrübe etmişimdir.

Bu kişi,ailemden olabilir,arkadaşlarımdan,akrabalarımdan ve yahut yolda denk geldiğim bir insan da olabilir.

Tanık olduğum bu hadiselerin akabinde;benim başıma da benzer bir durum geldiği zaman, "şuna böyle davrandığı için şöyle olmuştu.Ben o duruma düşmemek(ya da güzel bir durum ise o gibi olmak) için şunu yapayım"gibilerinden kendimi düşünür bulurum.Bilinçli birşey de değil bu....

Kararlarımı pat diye asla almamışımdır.Her yönden düşünür ve mantığıma uygun olan "benim için bu doğrudur"diye söyleyebileceğim şekilde konuşur ya da hareket ederim.Örnek olarak, kendimi çevremdekilerden fazla fazla özür dilerken hiç hatırlamam.. Çünkü, zaten kendimce doğruyu tayin etmiş ve öyle muhatap olmuşumdur.Bu yaşıma kadar bilinçli ,isteyerek bir kimseyi kırdığımı da hatırlamam..

Hıhh işte bunun için;çevremdeki insanların tecrübeleri, diyaloglarımı nasıl ayarlamam gerektiğini karar vermemde de bana ışık tutar.

Zor ve üzüntülü günlerim de, zorlukların altında ezilmememi sağlayacak gücü de kazandırır.

Bir kişi var ki; benim için değeri tarifsiz,sağlığına duacı olduğum canım ananeciğim...Hayatı bana tam bir rehberdir.O kadar zor ve çetin bi hayat yaşamış ki,fakat asla asi olmamış...Cahil olmasına rağmen,imanının gücü ile sabrını,iyi niyetini,güler yüzlülüğünü ve insan sevgisini asla kaybetmemiş.Hayatım boyunca denk geldiğim, insan sıfatına uyan tek kişi o dur.Bir ara sizlere ondan bahsetmek isterim.Bana olduğu gibi sizlere de örnek olabilir:)

Velhasıl; maalesef ben de her insan gibi hatasız değilim.Pişmanlıklarım,"tüh be bunu böyle yapmasaydım"dediğim de oluyor.Ama önemli olan bunun bilincinde olmam değil mi?

Her atılan adım, bir tecrübe değil midir?

Rabbim cümlemize;tecrübelerimizden ders alarak,onlardan hayırlı bir şekilde faydalanmamızı nasip eylesin...

Perşembe, Şubat 01, 2007

HAYRET Kİ NE HAYRET!!!

TOPAL MOLLA


1920 yılında Topal Molla lakabıyla tanınan bir zat,Afganistan'da tekke kurmuş. Topal Molla'nın müritleri 3 yıl içnde 200 bine ulaşmış. Müridlerinin sayısı 1925'te 300 bini aşan Topal Molla, krala karşı ayaklanma hareketini başlatmış.Bir yıl boyunca Afganistan'da kan gövdeyi götürmüş.

O yıllarda Afgan Kralı olan Emanullah Han,ülkesini terk etmek zorunda kalmış.Ülkesinden ayrılan Emanullah Han, Afgan sınırına geldiğinde, yanına bir adam sokulmuş ve çok güzel konuştuğu Urduca'sıyla sormuş:

"Beni tanıdın mı? Ben meşhur Topal Molla'yım.Afganistan'daki görevim bitti,İngiltere'ye dönüyorum."

"Seni tanıdım!" demiş kral "Ben senin İngiliz casusu olduğunu biliyordum.Fakat halkıma o kadar çok tesir etmiştin ki, senin casus olduğuna onları inandırmanın çok zor olacağını düşündüm.Sarıklı, sakallı Topal Molla sakalını kesmiş,sarığını atmış, başına silindir şapkasını oturtmuş ve İngiltere yoluna koyulmuş.

Evetttt,sıra kimde dersiniz?

Pazar, Ocak 28, 2007

ARTIK 5 BİLİNEN

Sevgili Ladybird,hakkımda 5 bilinmeyeni paylaşmamı istemiş.

1)En belirgin karakter özelliğim, aşırı duygusal ve sulugözlü olmamdır.Lakin bu özelliğim hayata karşı verdiğim kararlarda pek etkili değildir.Her adımımı mantığıma dayanarak atarım.Ve kuralcıyımdır.

2)Muhabbetim olan veya olacak insan da saygı,izan ve tevazu ararım.Bunlar mevcutsa canım feda,yok eğer mevcut değilse kendini duvarla muhatap oluyor hissedebilir.(Tabii bu zamanla kazandığım bir tavır,kendimi bunlardan yoksun insanlardan korumam gerektiğini bana hayat öğretti.) Haa kesinlikle saygısız bir kişi zannetmeyin,övünmek gibi olmasın saygı ve hürmetimle çevremden hep takdir toplamışımdır:p

3)Laf olsun veya hımm konuşmuş olayım diyerek asla bir konu hakkında konuşmam. Düşüncelerim kabul görecekse dile gelir,görmecekse düşünce olarak varlığını devam ettirir. İnsanlara iyi niyetini anlatamamanın daha yaralayıcı bir duygu olduğuna idrak etmem, ehh biraz zaman aldı.....Şükür Yarabbimm..

4)Hayvan sevgim tarifsizdir.Hayatımın her döneminde değişik hayvanlar yer almıştır.
Onlara olan ilgi ve sevgimin merhamet duygumu pekiştirdiğine inanıyorum.
En büyük hayalim bir alman kurdumun olması..Hiç bir lekesi olmadan her tarafı simsiyah olacak..Rabbim inş. nasip eder.

5)Aksinden hiç hoşlanmadığım,bana öğretildiği için şükür ettiğim ve çocuklarıma da öğrtmeye çalıştığım bir davranışta yemeği önünden önünden yemektir.Bu konuda aşırı hassasiyetim vardır. Yemeğin ortadan yenmesi icap eden durumlarda kendi önünden yemeyip,sağından solundan ya dakarşısından seçe seçe yiyen kişiye tarifsiz bir nefret duyar,bir şekil de yaptığı terbiyesizliği ima ederim.Çocuklar bu gibi durumlar da çok işe yarar...Kızım sana diyom ,gelinim sen anla misalii...

Evett benden bu kadar..Değmesin yağlı boya.....

Yarı yıl tatilim de bir değişiklik oldu.Ailemin yanına gidecektim,son anda Trabzon yolu gözüktü.
Bulunduğum yer ile arası bir günlük mesafede olduğu için karar vermem zor oldu biraz...
Çocuklarla bu kış günlerinde uzun ve yorucu yolculuk gözümü korkuttu.Fakat gözümüzü karartıp düşeceğiz yollara...Şansımdan benim gideceğim gün hava iyice kötüleşip soğuyacakmş:(
Hani ne derler:
Gidip de dönmemek var,dönüp de bulamamak var..

Siz en iyisi şimdiden hakkınızı helal edin..

Gülümse Kaderine...(oh bee uzun zamandan beri bunu yazmıyordum)

Evett kabul ederlerse ben de; sevgili mislina,bahar,gül ve ecemsu'dan 5 bilinmeyenlerini paylaşmalarını rica ediyorum.

Çarşamba, Ocak 24, 2007

İNSAN MI BUNLARRRR????????




Bugünler de tv de bir bayanın "anırarak ağladım" kelamını duymuşsunuzdur..İnanın bu görüntüleri izledikten sonra ondan az kalmayacak şekilde ben de ağladım.Ve ağlamaya devam ediyorum.Bunu yapan bir hayvan olsa,doğanın kanunu yaşamak zorunda birşekilde haklı görebilirim.Ama insan..Şimdi bunları diyerek günaha gireceğim.. lakin..demem lazım..hoşgörün..

Allah sizin belanızı versin.Cehennemde de aynı muameleyi görürsünüz inş...Yok ölmeden yaşarken çekin o acıları..Derileriniz varolan en büyük acıları çekerek parçalansın..Vicdansız yaratıklar..İnsanlıktan nasibini almamış reziller..

Buna hangi yürek dayanır..Bitiremedim..Sonuna kadar bakamadım.Bu nasıl birşey..Layıklarını bulurlar inş.

Allah'ım beni affet..Lanet okumak müslümanım diyen birine yakışmaz.Fakat o derisi soyulduktan sonra bile başını kaldırmaya çalışan, can çekişen hayvanı gördükten sonra bi şekilde tepkimi koymam lazımdı.Ve bunlar tepkimin yarısı..Diğer yarısını buraya yazamıyorum.Hayvanlara karşı zaafım çok büyük..İnanılmaz seviyorum..

Bu tepkim sadece bir postla da bitmeyecek..Elimden geleni kendimce yapmaya çalışacağım..
Lütfen sizler de birşeyler yapın.

Salı, Ocak 23, 2007

NE YAPIYORU(M)Z?!

Bir Kimse Sabahleyin Kalkınca,
Niyetinin Çoğu Allah cc. için Olmayan Bir Dünyalık İçinse,
O Kimse Allah'ın Sevgili Kulları Arasında Olamaz.
Ve Onun Kalbinden Dört Haslet Eksik Olmaz;
Biri ; Ardı Arkası Kesilmeyen Bir Üzüntü...
İkincisi; Hiç Bitmeyen Bir Meşguliyet...
Üçüncüsü; Hiç Zenginliğe Ulaşmayan Bir Fakirlik...
Dördüncüsü; Hiç Sonu Gelmeyen Bir Emeldir...
Hz.Ebu Bekir


Cuma, Ocak 19, 2007

İSM-İ A'ZAM DUASI

Lâ ilâhe illâ ente yâ Hannânü, yâ Mennânü, yâ Bediy'as semâvâti vel ardı yâ zel Celâli vel ikrâm.


Cuma günü herhangi bir vakitte bu dua okunarak dilekte bulunursa, meşrıkla mağrib arasında ne şey istenilirse istenilsin,duası kabul olunur.

Allah-u Teala; cümlenin, hayırlı dilek ve dualar da bulunup,mazhar olmalarını nasip eylesin.Amin.

Pazar, Ocak 14, 2007

LÜTFEN RAHATSIZ ETMEYİN!

Yoğunuz..
Bir arkadaşımızın derdini dinleyemeyecek kadar yoğun. Oturup kendimizi düşünemeyecek kadar.. Yolumuzun üstünde gözümüze çarpan çiçeklerle ilgilenemeyecek kadar.. Bir kere bile tefekkür edemeyecek kadar..

Bir sabah kalkıp güneşin doğuşunu izleyemeden öleceğiz. Birbirimizi tanımadan öleceğiz..


* * *

Yoğunuz, hem de çok yoğun. Ve üstelik yorgunuz. Göz kapaklarımız kapanıncaya dek meşgulüz.

Hep bir şeylerin peşinde tüketmekteyiz zamanı. Kadınlar ev temizliği ve ortalığı toplamak dedikleri şeyleri yaparken, erkekler yolda, trafikte eritmekte zamanı.
Kimi zaman otobüste, kimi zaman televizyon ya da bilgisayar başında, kimi zaman da derslerimizle yaşamaktayız hayatı.

Kime rastlasam yoğun ve yorgun bu aralar. Kimi dersler diyor: “Onlarca ders var çalışmam gereken.” Kimi ev işleri diyor: “Çocuklarla uğraşıyoruz akşama kadar.” Kimi işler diyor: “Bilirsin para kazanmak kolay değil.”

* * *

Yorgun kalabalıkların arasında akşama kadar gezip iyice dinlendikten sonra eve dönüş yolunda birkaç şey almak için bakkala uğruyorum. Neden insanlar bu kadar yoğun diyorum, nedir bu koşuşturmaca?
“Hayata tutunmalı” diyor.
Bakkal hayatı yağ markası sanıyor.

Ama hayatın tutamaçları yok ki diyorum kendi kendime. Bir bakkala bunu nasıl anlatmalı?
Hayat, kremalı bir bisküvi gibidir, bazen kremanın içinde gibi rahat hissedersin kendini, bazen de kremayla birbirine tutturulan yer ve gök arasında sıkışmış gibi.
Bazen sıcakkanlı olasın gelir, fırından yeni çıkmış gibi; bazen de dermanın yoktur, akşama dolapta kalmış yaşlı ve bayat ekmek gibi.

Ardından benzer birkaç şey daha sorunca, her uğradığımda benle uzunca muhabbet eden bakkal ilk defa bir an önce yok olup gitmemi istiyor. Hayırlı işler dileyip çıkıyorum ama birazdan geri dönüp aldıklarımın ücretini ödeyip ödemediğimi soruyorum. Kusura bakmayın bu aralar biraz dalgınım diyorum. Rafların birinde bir kremalı bisküvi alay edercesine sırıtıyor.


* * *

Yoğunuz..
Bir arkadaşımızın derdini dinleyemeyecek kadar yoğun. Oturup kendimizi düşünemeyecek kadar.. Yolumuzun üstünde gözümüze çarpan çiçeklerle ilgilenemeyecek kadar.. Bir kere bile tefekkür edemeyecek kadar..

Bir sabah kalkıp güneşin doğuşunu izleyemeden öleceğiz.

Abdullah Kibritçi

korpekalemler.com

Salı, Ocak 09, 2007

BAYRAM DÖNÜŞÜ..

Bayram tatilinin son günü tatilimi uzatıp,ailemi ziyarete gittim.Benim haytaya da pek makbule geçti.(Okula gitmekten kurtulduğu için..)
Yakın zaman da gittiğim ve 3 hafta sonra da yarı yıl tatili olup bir daha gideceğim için, bu bayram gitmeme kararı almıştım.Son anda apar topar hazırlanıp gittim..Ailem için de sürpriz oldu.Sonuçta; büyüklerimi memnun etmenin verdği huzurla pazar günü geri döndüm..

Eşim, dönüş yolunda tatlı yemek için bir belde de durdu.Girdiğimiz pastahanede duvarda yazan bir yazı ilgimi çekti.Daha evvel benzeri türden yazılar görsem de,bu yazıyı görüp hiç okumamıştım:

Cenab-ı Hak denk getirirse kişinin işini,mermere batırır dişini.
Cenab-ı Hak denk getirmez ise kişinin işini,muhallebi yerken kırar dişini.

Mizahi bir edayla; hiç unutmamamız gereken gerçeklerden birini hatırlatan yazıyı, sizlerle paylaşmak istedim.

Hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğinin bilinciyle yaşayıp,her gelene hamd etmeyi Rabbim hepimize nasip etsin.Amin..

Umarım;Allah (cc.) cümleye yüzlerin de tebessüm bırakan bir bayram yaşatmıştır.

Cuma, Aralık 29, 2006

GÖNÜLDEN...


HER ŞEYE KADİR OLAN YÜCE ALLAH CC., BİZLERİ, DOĞRU YOLDAN VE SEVDİKLERİMİZDEN AYIRMASIN! HAYIRLI VE BEREKETLİ KURBAN BAYRAMLARIYLA BERABER;

2007 YILININ DA; SİZLERE VE TÜM İSLAM ALEMİNE HAYIRLAR GETİRMESİNİ DİLERİM.

Çarşamba, Aralık 20, 2006

MAŞUĞUM!!!...

Biraz evvel; tv de izlediğim bir dizide geçen bir kelime,yıllar önce benim için çok değerli bir varlığı hatırlattı.

MAŞUĞUMU..

Resimden de anlamış olduğunuz gibi; maşuk, benim papağanımdı.O zamanlar favori olan Bizimkiler dizisindeki maşuktan esinlenerek ve daha sonra da öğrendiğim anlamının güzelliğinden ona bu ismi koymuştum.Çünkü onu çok seviyordum..

Her çocuğun evde hayvan besleme arzusu olmuştur.Benim de tavşan,balık,papağan kabul ettirebildiklerimdi.Kedi olan bir evde büyüdüğüm için benim için hiç cazip bir hayvan olmadı.Kabul görmeyenler ise köpek,maymun ve at:((
Şimdi çocuklarım bunları isteseler nasıl hareket ederim bilemem ama o zamanlar simsiyah bir atımın olmasını hayal ederdim.Maymun konusunda da ısrar edince,babamdan aynaya bakı bakıver cevabını alırdım:p
Lakin asla vazgeçmiyeceğim bir hayalim köpeğimin olması....simsiyah bir alman kurdu...evet birgün olacak..inş yani..Allah nasip ederse..

Nereden nereye geldim..Yazının başında papağanımla ilgili birkaç anımı yazayım diye düşünmüştüm..Hangi birini yazsam bilemiyorum..Çok beter birşeydi.Eli pek sevmezdi.Yani ele gelmezdi.Omuzumuzdan yemek yemeğe bayılırdı.Tek benim elimde dururdu.Yakaladığıma kızar ama okşamaya başlayınca zevkten köşe olurdu.Ben ne yiyorsam ona da yedirirdim.Ana yemeği çekirdekti.Fakat ekmeğe bayılırdı.Tavuk,balık,et,peynir artık aklınıza ne geliyorsa hepsini yerdi.Sahibi gibi yemek ayırt etmezdi:)

Nereye gitsek yanımda götürürdüm.Yolculuklara alışmıştı.Birgün pikniğe gitmiştik.Hangi akla hizmetse,kafesin kapağını açtım.Kafesinin üzerinde oturmasını pek severdi.Kanatlarını açıp rahatlasın gibilerden..Sonra namaza durmuştum..Bir hayvana güvenebilecek zekadaymışım o zamanlar...
Kafesinin üzerine çıktı, havada uçan kuşları gördükçe ürkerek tuhaf hareketler yapıp,pırrr dedi gittii..Annemler şimdi namazı bozacak şimdi bozacak derken, bende nasıl bitirdiğimi hatırlamıyorum..Saatlerce aramadığımız yer kalmadı..Dağın başı nerde bulursun.Sesini duyuyoruz gibi oluyor, o tarafa gidip bakıyoruz yokk..bu tarafa yok..gitti kuş...Etraf kalabalık utanmasam ağlıyacağım..Ama taş oldum..Sırayla bahanelerle dolaşıp geliyoruz..yok anam yok..
Sonra yine sesini duyar gibi oldum.Bağıyorum maşuk diye sesi geliyo,sonra kesiliyo..yerini tam tayin edemiyorum.Meğersem beni görünce sesi kesiyormuş garibim..Bir ağacın kuytu yerine tünemiş,ordan barbar bağırıyo..beni görünce hıh buldu diye sesi kesiyo..ortaya çıkmaya da cesaret edemiyor.Nihayetin de gördüm..Gidip yakalamak için elimi uzattığımda,elden nefret eden kuş, nerdeyse elime atılacak bir hareketle yerinden sıçrayıp elime geldi.Tüyleri ıslaktı. Yabani kuşlar hırpalamıştı galiba..

O gün ki mutluluğumu unutamam..

Allah cc., gerçekten çok sevdiğim için bana onu bağışlamıştı.

Nasip olursa; onunla olan diğer anılarımı, başka bir postta yazacağım. (uzun bir post olmaması adına)

Pazartesi, Aralık 18, 2006

BİR KELAM!!..

Hz. Peygamberin Adba adında bir devesi vardı ki hiç kimsenin devesi onu geçemezdi. Bir bedevi, bir binek devesi üstünde gelip onu geçti. Bu, müslümanların ağrına gitti. Bunun üzerine Allah Resulü durumun farkına vararak şöyle buyurdu:

“Allah bir şeyi yükseltti mi, sonradan mutlaka onu alçaltır.”

[Hadis (Buhari, Ebu Davud ve Nesai).]

Cuma, Aralık 08, 2006

YOLCULUĞA ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

İbn-i Ömer (r.a.)'nın Allah Resulü'nden rivayet ettiği hadis-i şerifte buyurulmaktadır:
"Allah Resulü (s.a.v.) herhangi bir yolculuğa çıktıkları zaman üstüste üç defa tekbir getirirler ve aşağıdaki duayı okurlardı:

Sübhânellezî sahhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukriniyn.Ve innâ ilâ rabbinâ le münkalibûn.
Allâhümme innî es'elüke fî seferî hâzel birri vet takvâ ve minel ameli mâ terdâ.Allahümme hevvin aleynâ ve atvi annâ ba'deh.Allahümme entes sâhibü fis seferi vel haliyfeti fil ehli vel mâl.
Allahümme innî eûzu bike min va'sais seferi ve kâbetil münkalibi ve sûîl manzari fil mâli vel ehl.


Rabbim cümleyi; kazasız,belasız, evine, yurduna kavuştursun..

Amin..

Hayırlı cumalar..

Pazar, Aralık 03, 2006

ÇINARALTI SOHBETLERİ-3/SUÇLULUK PSİKOLOJİSİ

Okan, on yaşında bir çocuktu. Süs balıklarına meraklıydı. Evlerinde bulunan akvaryumda pek çok türden süs balığı bulunuyordu. Bir gün Okan’ın eline süs balıklarıyla ilgili bir kitap geçti. Bu kitabın bir sayfasında gayet güzel bir balık dikkatini çekti. Balığın resmi altında Beta diye yazıyordu. Diğer süs balıklarına oranla biraz iriceydi. Beta kesinlikle akvaryumdaki balıkların arasına bırakılmaz, akvaryum kenarına tespit edilmiş, yarıya kadar su dolu küçük bir kavanoz içinde bekletilirmiş. Mümkünse ayrı bir akvaryuma konması daha iyi olurmuş. O akşam Okan, babasına Beta’dan bahsetti, kitaptaki resmi gösterdi ve bir Beta’nın akvaryumlarına çok yakışacağını söyledi. Bunun üzerine babası hafta sonunda bir Beta alacağına dair Okan’a söz verdi. Beta’yı aldıktan sonra Okan akvaryumla daha çok ilgilenmeye başladı. Beta, tek başına kuzu gibi duruyordu. Okan da onu seyrediyordu. Akvaryumdaki balıklar kavanozdan uzak geçiyorlardı. Bakışları ürkütücüydü Beta’nın, duygusuzdu, nedensiz kin ve nefret doluydu.

Beta’nın alınışı bir ay olmuştu ki, Okanlar on beş günlüğüne yazlığa gittiler.Yazlığa gitmeden önce Okan, Beta’ya ve akvaryumdaki balıklara tatil yemlerinden birer tane verdi. Bu tatil yemleri onların on beş günlük besin ihtiyaçlarını karşılardı. Aradan birkaç gün geçince Beta huysuzlaşmaya başladı. Son derece sinirli hareketler yapıyordu. Giderek bu sinirli hareketler sıçrama şeklini aldı. Kavanozdan akvaryuma geçmek istiyordu. Akvaryumdaki balıklar Beta’nın niyetini anlamışlar ve toplu olarak uzak bir köşeye sinmişlerdi. Eğer Beta bu tarafa geçerse korkunç son kaçınılmazdı. Birini bile sağ bırakmazdı Beta,can korkusuydu bunun adı.

Nihayet beşinci gün Beta amacına ulaştı. Kavanozdan bir sıçrayışta akvaryuma geçti. Beta’nın üzerlerine doğru geldiğini gören balıklar çil yavrusu gibi dağıldılar. Birkaç saniye içinde dört beş balığı hakladı Beta, birkaç dakika sonra otuzdan fazla balık, yarı parçalanmış halde, akvaryumun dibinde cansız yatıyordu. Ertesi gün Beta, zafer kazanmış bir kumandan edasıyla göğsünü germiş, gururla yüzüyordu akvaryumda. O, bütün gece gözünü kırpmamış, son kalan birkaç balığı saklandıkları yerden çıkararak parça parça etmişti. “ Oh be, şimdi rahatladım “ diye düşündü Beta. “ Balık malık kalmadı akvaryumda. Onlar yok artık, ben varım, sadece ben…” Beta aniden düşünmeyi bıraktı. Hızla geriye döndü. Minicik bir su kabarcığının akvaryumun yüzeyine doğru yükseldiğini gördü. Az önce duyduğu ses buydu demek. Beta akvaryumun dibindeki küçük bir kayanın kovuğuna bir gözünü yanaştırdı. İşte o zaman akvaryumda yalnız olmadığını gördü. Kovukta bir lepistes vardı ve ona bakıyordu.
“ Çık oradan dışarı ” diye bağırdı Beta. “ Çık dedim sana oradan, çık dışarı kozumuzu paylaşalım..”
Lepistes:
“ Ben şimdi buradayım ve sen istiyorsun diye dışarı çıkacak değilim. Yani senin demenle ben dışarı çıkmam. Kozumuzu paylaşalım diyorsun, ne kozuymuş bu? “
“ Çık dışarı kapışalım. Kim güçlüyse o galip gelir. “
“ Ya ben seninle kapışmak istemiyorsam, zorlayabilir misin beni buna?.. “
“ Pekala da zorlarım. Bir bakıma mecbursun. “
“ Mecbur muyum? Peki neden? “
“ Çünkü ben öyle istiyorum. Nerede karşıma bir balık çıksa saldırırım. Ne yapayım, böyle yaratılmışım ben. “
“ Böyle yaratılmışmış…Daha neler…Bana bak Beta, sen kalbinin sesine değil, aklının sesine kulak ver. O, dürtsün dursun seni, git saldır, git parçala diye. Sen hayır de, karşı çık. O, yine rahat bırakmayacaktır seni. Bu kez de saldırıver, parçalayıver, bir tanecikten ne çıkar diyecektir. Çok şey çıkar Beta, çok şey çıkar.Bir iki derken, tekrar onun her dediğini yapmaya başlarsın, onun oyuncağı olursun, o da seni kurar durur. “
“ Kalbimdeki o dediğin nedir? Kalbime nasıl girmiş? “
“ Bak Beta, kalbi olan her canlı dünyaya gelirken kalbinde iki şey bulundurur. Bunlardan biri iyiliği, diğeri kötülüğü emreder. Sen iyi sözler söyler, iyi davranışlar gösterirsen, iyi tarafın artı puan kazanır,gelişir, kötü tarafın ( yani o ) eksi puan alır, küçülür.Hep iyi olursan, kötülük nedir bilmezsen, kalbin iyiliklerle dolar, iyi kalpli, temiz kalpli olursun. Kalbin beyazlaşır, düşündüklerin berraklaşır. “
“ Kalp beyazlaştı diyelim, bu durumda o yok mu oldu? “
“ Hayır Beta, o hiçbir zaman yok olmaz. Onu kalpten söküp atmak mümkün değildir. Sadece çok küçülmüştür ve bir büyük beyazlığın kenarında bir küçük kara leke olarak varlığını sürdürür. Fakat devamlı olarak hareket halindedir. Hep dürter seni, yalvarır. ‘ Ne olur şu kadarcık sözden bir şey olmaz, söyleyiver efendi ’ der. İyi taraf karşı çıksa ‘ Hayır efendi, söyleme. Karşındakiyle alay etmiş olursun. Alay etmek büyük günahtır. Büyük günahların affı yoktur ‘ diyerek, o hemen araya girer. ‘ Efendiciğim, söyleyiver olsun bitsin, deyiver, hadi söyleyiver. ‘Eğer onun sesini duymamazlıktan gelir de, karşındakine kötü bir söz söylemezsen o sana küsmez, bir başka olayda yine seni yanlış yönlendirmek için fırsat kollar. Bir de devamlı olarak yanlış yapıp da yaptıkları yanlışları kabul etmeyenler, doğru olduğunu söyleyenler var. Bunlara tavsiyem şu olacak: Bilgiçlik taslamayın. Önce iyilik nedir, nasıl iyi olunur, iyi biri olmak için gerekenler nelerdir…bunları güzelce bir öğrenin sonra kendi davranışlarınızla kıyaslayın. “

Lepistes sözlerini tamamlayınca Beta sessizce oradan ayrıldı. Su seviyesinin orta kısmında akvaryumun bir başından, bir başına yavaş yavaş yüzmeye başladı.
“ Lepistes hep iyi tarafın artı puanından söz etti, giderek, kalbin beyazlaştığından bahsetti. Lepistes iyi bir balıktı ve hep iyilikleri anlattı yani hep kendini anlattı. Devamlı kötülük peşinde koşanların kalplerinin kararacağından, kapkara olacağından hiç söz etmedi yani benden söz etmedi. Korktuğu için değil ama bir kötü sözü ağzına almaktan çekindi ve bana katil balık diyemedi. Lepistes konuşurken susan kalbimdeki o, şimdi bana devamlı olarak ‘Kovuktaki küçük balık bizden değil, dışarı çıkarsa, aman verme, gagala onu Beta, gagala.. ‘ deyip duruyor. Lepistes kovuktan çıksa, büyük bir ihtimalle, bu çağrıya dayanamazdım. Dur bakayım. Lepistes, kalbinin sesine değil, aklının sesine kulak ver dediydi. Demek ki, benim kalbimde hiç beyazlık yok, hiç iyi taraf kalmamış. Demek ki, benim iyi bir balık olmam artık imkansız.O zaman bu akvaryumu lepistese bırakıp çekip gitmeliyim. Evet, çekip gitmeliyim.”

Beta “ Affet beni lepistes, affet beni ” diye bağırdıktan sonra akvaryumun dışına sıçradı. Günler sonra Okanlar yazlıktan döndüler. Okan, akvaryumun yanına geldiğinde rengarenk, salına salına yüzen lepistesten başka canlı balık kalmadığını üzülerek gördü. Beta, yerde cansız yatıyordu.

Serdar Yıldırım

Cuma, Aralık 01, 2006

SANAL CİHAT..

Cihatın her türlüsü mübahtır değil mi?

:))

Pazartesi, Kasım 27, 2006

MİDESİNE GÜVENENLER..

Dün gece intenet de dolaşırken yine kanımı dondurup,lavaboya koşmama vesile olan görüntülerle karşılaştım.Pes artık dedirten bu görüntülerden sonra iştahım kesildi.Birşey yemeğe kalktığım zaman o resimler gözümün önüne geliyor..Denk gelip de görenleriniz vardır belki; insan demeye bile layık olmayan bu vahşileri..

Efendim şu cenin yiyen çinlilerden bahsediyorum.Böcek yediklerini duyduğum zaman da bir tiksinti duymuştum.Fakat sonra bir yerde böceklerin bazı vitaminlere sahip olduğunu okuyunca; demek ki bir bildikleri varmış diye düşündüm.

Amma ve lakin bu konuda mantığım hiçbir geçerli sebebi kabul edemiyecek..Gözümde, orman da yaşayan yabani hayvanlardan bir farkları yok artık..Lanet dilemek istemiyorum,kuşkusuz hakettikleri cezayı Rabbim onlara verecektir..

Kalbi ve midesine güvenenler için ilgili link:

http://www.inanilmaz.org/cinliler-cenin-leri-boyle-yiyor.htm

Perşembe, Kasım 23, 2006

TÜRKLERE MAHSUS ÖLÜMLER!!

* Kurban bayramında kaçan koçların boynuzlarını bir yerlerine sokması sonucu ölüm (K.Maraş'ın Çoğulhan Kasabası).
* Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza Sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli) * Bir arabaya 11 kişi binip viyaduğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)
* Katta olmayan asansöre binme teşebbüsü (Ali Kırca/Kuruçesme'deki evinde; sadece yaralanma).
* Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu'da bir Köy nişan töreninde).
* Ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek," anaa ne guzel!" deyip akşama evde ölü bulunan Türk ailesi (Datça'da).
*Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak göçmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).
* Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever bir laz tarafından kafasına kürek, kalas vb vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü'nde).
* Yolda mutlu, mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu'da).
* Para çekmek amacıyla girilen bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu ölüm. (Ziraat Bankasi, Bozcaada Şubesi)
* Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm. (Ülkemizin bir çok şehrinde)
*Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm'de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve Otoyol da göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3'ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazar/Hendek).

ilginchaber.com

Salı, Kasım 21, 2006

:)))

EY GÜZEL ALLAH'IM!..
BİR YANDAN ALIRKEN BİR YANDAN DA FAZLASIYLA VERİYORSUN..
HAMD-Ü SENÂ'LAR OLSUN SANA!!
VE HER DAİM HÂMİDLERDEN EYLE...
ÂMİN...

;))))

Pazar, Kasım 19, 2006

Zevk nedir? Niçin verilmiştir?

Diyorlar ki: Dünyaya bir kere gelinir. Sonun başlangıcı yoktur. Gülün, eğlenin, bir yıldırım hızıyla geçen ömrünüzü zevk ve safa ile geçirin. İman, ahiret, ibadet, helal, haram, ölüm gibi size sorumluluğunuzu hatırlatacak ve zevklerinizi kısıtlayacak kavramları düşünmeyin. Siz bir kelebek kadar hür ve kayıtsız olmalısınız. "İç bade, güzel sev, var ise aklü şuurun / Dünya var imiş, ya ki yok imiş ne umurun."
Bu bir hayat felsefesidir ve adına Hedonizm denir. Dilimizde "Hazcılık" veya "Zevkçilik" diye ifade edilebilir. Kökleri Eski Yunan'a kadar gider. İlk filozofu Epikür'dür. Felsefe tarihleri, her ne kadar Epikür'e "İlk" diyorlarsa da, bu beni tatmin etmiyor. Kanaatime göre ilki şeytan, ikincisi nefistir; Epikür, ancak üçüncü olabilir! Daha sonra bu fikirlerin bir benzerini Ömer Hayyam'da görüyoruz.
Felsefe, Nedim'in, "Gülelim, eğlenelim, kam alalım dünyadan," mısrasıyla sloganlaşır. Günümüzün maddeci toplumları; zevk kıskacının kurbanı oldular. Bu salgın hastalık, bazı şer odaklarının marifetiyle, vatanımızı hedef almış durumda. Gençlerimizin beyinleri, sözde sanatlarla yıkanıyor; şarkı sözlerine kulak verin, kafi.
Evvela, Hedonizm'in içyüzü üstünde durmak istiyorum. Bir sistemin kabul görmesi için, toplumun tamamına, yahut ekseriyetine hitap etmesi gerekir. Oysa Hazcılık, kısmi bir azınlığı içine alıp, çoğunluğu dışarıda bırakıyor. Çünkü, cemiyetin ekseriyetini çocuklar, hastalar, fakirler, ihtiyarlar ve musibete uğrayanlar teşkil ederler. Dilediği gibi eğlenmek, her arzusunu tatmin etmek, her zevki tatmak, ancak belli bir gruba vergidir. Hem genç olacak, hem sağlıklı, hem zengin ki, keyif peşinde koşabilsin. Karnını doyuramayan fakire, ızdıraplar içinde inleyen hastaya, kabir kapısında ölümü bekleyen ihtiyara "Ye, iç, eğlen, keyfine bak," demek gülünç olmaz mı? Fakir, ancak bu dünyada tadamadığı lezzetlere, ahirette kavuşacağını düşünüp, ümit ederek teselli olabilir. Hastalar, aczini anlayıp, Yaradan'ına dua etmekle huzura kavuşur.
Devamı...


sorularlaislamiyet.com

Pazartesi, Kasım 13, 2006

BİR BEBEĞİN YARIM KALMIŞ GÜNLÜĞÜNDEN?!!

5 Ekim: Bu gün var edildim.. Buradayım varım müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama nede olsa, ben benim varım ya! Bu bana yetiyor henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.
19 Ekim: Biraz büyüdüm kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sınsıcak kan bana geliyor beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek annem için güzel bir sürpriz olacağım.
23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu “el”in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessüm açacak, güleceğim. Dudağım ve dilimden sözler dökülecek herhalde önce anne diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım sana güleceğim. Kimilerine göre hala daha var değilmişim.. Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değimli anneciğim? Ah bir konuşabilsem!
27 Ekim: bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırdama başladı. Artık bir kalbim var kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi tıpkı annemnki gibi. Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?
2 Kasım: Hergün biraz daha büyüyorum kollarım ve bacaklarımda biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarımda tamamlansın da, beraber çiçekli bahçelerimizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.
12 Kasım: Ah evet… Bunlar , bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler aman Allah’ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, oradamısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.
20 Kasım: Oh, nihayet… Annem doktora gitti. Burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım
10 Aralık: Bu gün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var.. Anneme benziyorum galiba…
13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. onu merak ediyorum… Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız… Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz.
24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… hiç duymadığım bişey bu.. Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacak … Çok seveceksin değil mi?
28 Aralık: Anne burada bişeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle.. sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti. Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bişey hissediyorum anne yüzümü parçalıyorlar… Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Annecğim… Anne… Anne… An.. Ah!...
Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun………………


-ANNE BANA NASIL KIYABİLDİN?

Tikla

(Kana dayanamayanlar bakmasin!!!!!!!!!!!!, Kürtaj sonrası görüntüler)

not:Bu görüntüleri ilk gördüğüm anca kanım dondu,şok oldum.Amacım; en azından bir anne adayının bile, linkteki görüntüleri görerek bu cinayetten vazgeçmesini sağlamak..Hesap gününü unutmayalım..

Cumartesi, Kasım 11, 2006

Kestane Kebap,Yemesi Sevap!

Çocukluğumuzdaki sobalı evlerin en güzel yanıydı kestaneli geceler. Soba üzerinde çıtırdayan kabukları, bütün eve dolan iştah kabartıcı kokusuyla ailece geçirilen gecelerin baş tacıydı. Kebabı, haşlaması, şekeriyle kendine hayran bırakırdı.

Şimdi köşe başlarını kaptı bile kestaneciler... Kokusuyla davetkar kestaneyi sadece sinema çıkışı sokakta ya da sevdiklerinizle toplandığınızda evde yenecek birşey olarak düşünmeyin sakın.

Asya, Afrika ve Amerika’da yetişen kestanenin en lezzetli türü ülkemizde yetişmekte. Soğuk kış gecelerinin bu harika lezzeti tam bir sağlık iksiri. Potasyum, fosfor, magnezyum, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri ile C, B1 ve B2 vitaminleri içeren kestane kış aylarının kötü şartlarına, fiziksel ve zihinsel yorgunluklara oldukça iyi geliyor. Şeker, protein ve yağ açısından zengin olan kestanenin diğer özelikleri ise şöyle:

- Kandaki yüksek kolesterolü düşürür.
- Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar.
- Kansere karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir.
- Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenler.
- Çok önemli bir enerji kaynağıdır.
- Potasyum eksikliğinden yakınanlar için etkili bir ilaçtır.
- Kan dolaşımını hızlandırıp varis ve basurların gelişimini önler.

Evde kestane keyfi!

Üzerinde kestane kebap yapabileceğiz bir sobanız yoksa üzülmeyin. Evde kestane keyfinin başka yöntemleri de var. Grilde, sadece üst ızgarası yanan bir fırında ya da teflon tavada kestane kebap yapabilirsiniz. Kestaneleri aldıktan sonra kısa bir süre suda bekletin ve ardından çizin. Çiziği derin ve kestanenin üst tarafına boyuna atmaya özen gösterin. Kestaneyi haşlayarak da tüketebilirsiniz.

Kestane, bala batırarak tatlıya dönüştürülen ilk meyvelerden biri. İsterseniz evinizde kestane şekeri de yapabilirsiniz.

Kestane şekeri

Malzemeler: 500 gr kestane, 3 su bardağı toz şeker, 3 su bardağı su, 1.5 tatlı kaşığı vanilya.

Hazırlanışı: İrilerinden seçtiğiniz kestanelerin dış kabuklarını soyun. Soyulmuş kestaneleri su dolu bir tencereye alıp ince kabukları yumuşayıncaya kadar kısık ateşte bekletin. Kestaneleri sudan aldıktan sonra ılımalarını bekleyin. İnce kabuklarını soyduktan sonra, toz şekeri başka bir tencereye alıp üzerine su ilave edin ve şeker eriyinceye kadar kaynatıp kestaneleri ilave edin. Kaynatmadan, kısık ateşte yaklaşık 2 saat pişirin. Tencereyi ateşten alıp, 1 gün kadar bekletin. Ertesi gün tencereyi kısık ateşe alıp 10 dakika kadar tutun ve üzerine vanilya serpin. Kestaneleri şerbetin içinden alıp küçük kağıt kalıplara yerleştirin. Soğutup servis yapın.
Afiyet olsun...


Formdakal..